sahabeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahabeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2012 Pazartesi

Hz. Ömer’in (r.a.) Duaları

Hz. Ömer “Ey Allah’ım! Beni gafil bir şekilde yakalamandan, gaflet içerisinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan sana sığınıyorum”diye dua ederdi. (1).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Ey Allah’ım! Amelimi salih kıl. Yalnızca senin için kıl ve amelimde başkası için hisse bırakma (2).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Yarabbi! Beni ebrarlarla beraber öldür. Beni şerlilerin içerisine koyma. Ateşin azabından beni koru. Hayırlı insanlara beni ilhak eyle (3).
Hz. Ömer’den çoğu kere işittiğim şuydu: Ey Allah’ım! Bana afiyet ver, beni affeyle (4).
Ben babamın “Ey Allah’ım! Bana yolunda şehitlik mertebesi ver ve bana Peygamber’inin şehrinde ölmeyi nasip et”diye dua ettiğini işittim. “Peygamber beldesinde olursan nerde şehid olacaksın?”dedim. Bana “Allah, dilediğini her yerde yapar”dedi (5).
Hz. Ömer “Yarab! Benim zulüm ve küfrümü affet”diye dua etti. Arkadaşlarından birisi “Ey mü’minlerin emiri! Zülüm tamamdır. Fakat buradaki küfür ne demektir?”diye sordu. Hz. Ömer “İnsan, zülüm ve nankörlük yapar”dedi (6).
Hz. Ömer Kâbe’yi tavaf ederken şöyle diyordu: Ey Allah’ım! Eğer beni saaddette yazmışsan orada beni sabit kıl. Eğer beni şekavette yazmışsan, beni sil ve beni saidler listesine yaz. Çünkü sen dilediğini siler, dilediğini yerinde bırakırsın. Ümmü’l-Kitap senin katındadır (7).
Hattab’ın oğlu Ömer’i gördüm, kıtlık zamanında Rasûlullah’ın mescidinde gece yarısı namaz kılıyor ve “Yarab! Bizi kıtlıkla helak etme. Bizden belayı kaldır”diyor ve bu kelimeleri tekrarlıyordu (8).
Hz. Ömer’in kıtlık senesinde bir izarı vardı. İzarın üstünde onaltı yama bulunuyordu. Abası da beş buçuk karıştı. Şöyle dua ediyordu: Ey Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i benim günahım yüzünden helak etme! (9).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Yarab! Beni bir rekat namaz kılmış veya bir kere secde etmiş bir kimsenin eliyle öldürtme ki, kıyamet gününde o bir rekat namazla ve tek secde ile benimle tartışmasın (10).
Hz. Ömer küçük taşlardan bir yığın yaptı. Elbisesinin bir kısmını onun üzerine attıktan sonra orada sırtüstü uzandı ve ellerini göklere kaldırarak ‘Yarab! Yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, yardımcılarım yeryüzüne yayıldı. Sana karşı bir kusur işlememiş ve kulluğumu ihmal etmemişken beni huzuruna al”diyerek dua etti (11).
Hz. Ömer halife seçildiğinde minberin üzerine çıkarak Allah’a hamdu senâlar ettikten sonra ‘Ey insanlar! Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyin”dedi ve şöyle dua etti: Allah’ım! Benim mizacım serttir, beni yumuşat. Ben cimriyim, beni cömert kil. Ben zayıfım, bana güç ver (12).
Hz. Ömer bir cenaze üzerine namaz kıldığında “Allah’ım! Şu kulun dünyadan ayrılmış, dünyayı geride kalanlara bırakmıştır. Sen ona muhtaç olmadığın halde, o sana muhtaçtır. Dünyadayken “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed, Allah’ın kulu ve rasûlüdür”diye şehadet ederdi. Ey Allah’ım! Onu affet. Onun kusurlarından vazgeç ve onu peygamberine kavuştur”diye dua ederdi (13).
Hz. Ömer herhangi bir ölünün üzerine toprak attıktan sonra “Yarab! Aile efradını, malını ve aşiretini sana teslim etti. Günahı büyüktür. Onu affet”derdi”(14).
[1] İbn Ebî Şeybe ve Ebu Nuaym.
[2] İmam Ahmed, Zühd (Hasan’dan).
[3] İbn Sa’d ve Buharî (Amr b. Meymun’dan).
[4] Kenz, I/303 (İmam Ahmed, Zühd, Ebû Aliye’den).
[5] İbn sa’d ve Ebu Nuaym (Hz. Hafsa’dan).
[6] İbn Ebî Hatim (Hz. Ömer’den).
[7] Kenz, I/304 (Le’lekâî, Ebu Osman en-Nehdî’den).
[8] İbn Sa’d, III/319 (Said b. Zeyd, babasından).
[9]. İbn sa’d, III/320.
[10] Müntehab, IV/413 (Buharî, İmam Mâlik, İbn Rahuye ve Ebu Nuaym, Zeyd b. Eslem’den, o da babasından).
[11] Ebu Nuaym, Hilye, I/54 (Said b. Müseyyeb’den).
[12] Ebu Nuaym, Hilye, I/53 (Esved b. Hilâl el-Muharibî’den).
[13] Ebu Ya’lâ (Said b. Müseyyeb’den) Kenz, VIII/113.
[14] Kenz, VIII/119 (Beyhâkî, Kesir b. Müdrik’den).
Kaynak: Hayâtû’s Sahâbe
hikmet.net sitesi...

3 Nisan 2009 Cuma

HZ. FÂTIMA: Peygamberin Kızı Olmak

A.Ali Ural

Güneş, yakın yıldızlarını biraz daha yaklaşmaya çağırdı kendine. Sonra abasının kanatlarını açıp şefkatle sardı onları. Olacak gibi değil ama oldu, güneş sisteminin en parlak yıldızları bir örtünün altında toplandılar. Dudakları kilitlendi heyecandan. Nefesleri kalp çekicinin altında şekilden şekle girdi. Işıklarını aldıkları kaynağa bu kadar yakın olmamışlardı hiç. Aynı abanın altında olmak, evrendeki değerlerini yeniden belirlemişti. Yalnız onlar değil, bütün kâinat nefesini tutmuş güneşin dudaklarının kımıldamasını bekliyordu. Ve güneşin dudakları kıpırdadı : " Allahım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!" Bu duayı işiten yıldızlar sevinçle sokuldular güneşlerine. Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberin abasının altında gülümsediler. Bu âile fotoğrafı, albümlerinin ilk sayfasını süsledi inananların. Zira bu sayfaya bakmadan öteki sayfaları anlamak imkânsızdı. Bu fotoğrafta Son Peygamber; hem baba, hem dede, hem kayınpederdi. Bu fotoğrafta Ali; hem eş, hem baba, hem damattı. Bu fotoğrafta Hasan ve Hüseyin; hem oğul, hem torundular. Bu fotoğrafta Fâtıma; hem anne, hem eş, hem çocuktu.


Çocuktu ve yapılanları anlayamıyordu. Koşuyor ve küçük elleriyle babasının sırtına atılan pislikleri temizlemeye çalışıyordu. Nasıl yaparlardı bunu! Hem de Kâbe'nin karşısında secdedeyken! Ondan daha temizi yokken nasıl yaparlardı! Fâtıma, babasının mübarek sırtına konulan deve işkembesini tuttuğu gibi fırlattı müşriklere. Son Peygamber namazını bitirip ellerini göğe kaldırdı. "Allah'ım Kureyş'i sana havale ediyorum!"dedi üç kez. Sonra sarıldı Fâtıma'ya. " Babasının Anası" diye sevdiği cana. Öptü yanaklarından, başını okşadı. Fâtıma ne kadar başkaydı! Peygamberlik gelmeden bir sene önce vermişti Yaradan onu. En küçük kızıydı Nebî'nin. Aydınlık yüzlü bir kız! Bu yüzden "Zehrâ" dendi ona. Sonra büyüdü, genç kız oldu. İffetli bir kız! Bu yüzden "Betül" dendi ona.


Betül'ü eş olarak istediler Son Peygamber'den. O Ali'ye layık gördü. Hz. Ali, Bedir Savaşı'nda ganimetten payına düşen zırhı satarak mehrini verebildi Hz. Fâtıma'nın. Çeyize gelince, hiçbir gelin onun kadar kanaatkâr olmadı; içi hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni, deriden yapılma iki su kabı... Bu kaplarla su verecekti birer yıl arayla dünyaya gelen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e, bu kaplarla Uhud'ta gazilere su taşıyacaktı. Ne müthiş bir gündü o! Yalnız beraberindeki on hanımla beraber su ve yiyecek taşımıyor, hemşirelik de yapıyordu o büyük sınavda. Bir zamanlar babasının sırtını temizlemeye çalışan küçük eller büyümüş, bu kez babasının kanını dindirmeye çalışıyordu külle.


Rasûlullah'ın göz bebeğiydi o. Kendisini her bakımdan örnek alan, konuşmasıyla, hayasıyla, yürüyüşüyle bir peygamber kızı olduğunu gösteren Fâtıma'nın üzerine titrerdi Allah'ın elçisi. Yolculuğa çıkarken biraz daha fazla görebilmek için en son onunla vedalaşır, yolculuktan döndüğünde ise özlemle ilk olarak ona koşardı. Fâtıma'yı görmek "sevinç" demekti Son Peygamber için. Evine geldiğinde ayakta karşılardı onu. Can parçasının yanaklarından öper, sonra elinden tutup kendi yerine oturturdu. Fâtıma'nın evini ziyaret etmek ise ayrı bir sevinçti O'nun için. Çünkü o evde damadı Ali, torunları Hasan ve Hüseyin de vardı. Hepsi yarışırdı Muhammed (sav) muhabbetinde. Her seferinde damadıyla kızının arasına oturur, yalnız kaldıklarında "Beni daha çok seviyor!" diye tatlı tatlı çekiştiklerinden haberdar dengeyi sağlardı aralarında.


Hz. Peygamber her işte bir orta yol, bir denge gözetirdi. Sevgisi hiçbir zaman adaletine gölge düşürmemişti. "Kızım Fâtıma bile yapmış olsa uygularım," diyerek sosyal statüsü ne olursa olsun insanlar arasında ayrım yapılmasına karşı çıkar, hukukun üstünlüğünü savunurdu. Sevgili kızı ve damadının bir hizmetçiye ihtiyaç duyduklarını söylemeleri üzerine, bu isteklerinden kendilerinden daha yoksul olan "Ehl-i Suffe" adına feragat etmelerini talep etmiş, bunun yerine yatmadan önce her gece otuz üçer defa "Sübhanallah", "Elhamdulillah" ve " Allahuekber" demelerini salık vererek, bunun bir hizmetçiden daha çok kendilerine yardım edeceğini hatırlatmıştı.


Ah ayrılık vaktinin geldiğini can parçasına nasıl da hatırlatmıştı! Kur'ân-ı Kerîm'i Cebrâil (a.s.)'la yılda bir kez karşılıklı okuyorlardı ama son sene iki kere bir araya gelmişlerdi. Ayrılığa bir işaret sayılabilirdi bu. Hz. Fâtıma bu sözleri duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuş, bunun üzerine Hz. Peygamber, kendisine ailesinden ilk olarak onun kavuşacağını söyleyerek teselli etmişti onu. Ölümle teselli olur mu! Kavuşulacak olan Son Peygamberse olur elbette. Ah nasıl üzülmüştü ayrılık vaktine Fâtıma! Ah nasıl sevinmişti adı "ölüm" olsa bile buluşma vaktine...


"Fâtıma benim parçamdır," demişti Hz. Peygamber. Hastalığı ağırlaşıp parçasından ayrılma vakti yaklaştığında Fâtıma "Ah babacığım! Vay babamın başına gelenler!"diyerek gözyaşı dökmeye başlamış, Kâinatın Efendisi, "Bugünden sonra baban hiç dert çekmeyecek güzel yavrum!" diye son kez teselli etmişti onu. Sonunda vakit gelmiş, gözler yeniden yaşlarıyla birleşmiş can parçasının dilinden şu sözler dökülmüştü: "Babacığım Rab Teâlâ çağırdı ve hemen koştun! Firdevs cenneti senin yurdundur şimdi! Cebrâil'e teslim ettik seni!"


Ah sevgi! Neler söyletiyor Fâtıma anamıza definden sonra: " Rasûlullah'ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı! Nasıl razı oldu gönlünüz!" Hz. Fâtıma'nın gönlü uzun bir ayrılığa razı olmadı. Babasının müjdesi bu sözleri söyledikten beş buçuk ay sonra gerçekleşti. "Fâtıma benim bir parçamdır. Onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen beni üzmüş olur," demişti Nebî. Aylar binek olup taşımıştı Fâtıma'yı Ramazan'a. Ve Ramazan'da parça aslıyla bütünleşmişti.


Kaynak:
SonPeygamber.Info Sitesi

17 Ekim 2008 Cuma

Hanım Sahabeler

(SonPeygamber.info Sitesi'nden)
Havva Ergene Işık, Gül Yurdu Yayınları - 2007

Teknolojinin bütün ilerlemişliğine rağmen günümüz insanının "insanlık nokta-i nazarından" kendine bir model arayışı devam etmektedir. Bu, insan olmanın da bir gereğidir; çünkü insan, diğer yaratılmışların aksine, bazı donanımlarını, yaşadığı müddetçe, diğer insanlarda görüp kendi hayatına tatbik etmek suretiyle kazanır.
Diğer yandan, gazetelerin üçüncü sayfaları söz, hal, tavır ve davranışlarıyla model kabul edilen insanların bataklığa sürüklediği hayat trajedilerine ayrılmış durumdadır. Bu durumda, çoğu zaman gencecik insanların uyuşturucu batağına, zihnî buhranlara, hapishane köşelerine düşmelerine, dünya ve ahiret hayatlarının mahvına sebep olan bir yanlış model probleminden söz etmek mümkündür.
Tablo ümit kırıcı görünmesine rağmen, bir çıkmaz sokağın pazıllarını birleştirmek değildir gayretimiz. Her şeyden önce, yaşlı dünyanın simasında parlayan bir asr-ı saadet hakikati ve kadınıyla erkeğiyle, "hangisine tutunulursa doğru yolun bulunacağı" müjdesinin öznesi olan bir mübarek topluluk vardır: Sahabe-i Kiram
Bu model toplulukla ilgili pek çok rivayet değişik eserlerde yer aldı. Örnek hayatları ciltlerle anlatıldı; Fakat belki gözden kaçan bir nokta vardı ki, bu nokta araştırmacı yazar Havva Ergene Işık'ın "Hanım Sahabeler" adlı eserinin çıkış noktası oldu. Bu konuda Işık, şunları söylüyor "Erkek sahabelerin hayatları kaydedildiği ve sürekli anlatıldığı halde, hanım sahabeler çok fazla kayıtlara geçmemiştir. Birçoğunun kaynaklarda sadece ismi vardır. Yaşadıkları adına, tek kelime bulmak neredeyse mümkün olmamaktadır. Oysa; Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde yaklaşık yüz bin sahabenin varlığından söz edilmektedir. Bunu düşündüğümüzde, bir o kadar da hanım sahabenin varlığı muhtemeldir. Buna rağmen, bugün bize ulaşanlar çok az. Kaynaklardaki bu sınırlı sayıda bilgiler üzerine ise çok ciddi çalışmaların yapıldığını söylemek mümkün değil. Bazen, birkaçının erkek sahabelerin arkasından ismi zikredilmiş; bazen de bir kısmı ele alınarak bir el kitapçığında toplanmış. Önümüzdeki bu örnek şahsiyetlerin varlığını bilen ve onları yıldız yapan güzelliklerle yaşamını süslemek isteyen her inançlı hanım gibi ben de, onların hayatları hakkındaki çalışmaların eksikliğini fark edince, bu eksikliği nispeten gidermeye vesile olur ümidiyle, hem kendi adıma hem de diğer Müslüman hanımlar adına böyle bir çalışmaya yöneldim."
Havva Ergene Işık; en zor şartlar altında, bütün tehdit ve tehlikelerin varlığına rağmen iman eden bu hanımların örnek hayatlarının günümüz insanına bir örnek teşkil etmesi; kadın erkek eşitliğinden bahsederek İslâm'a saldıranların haklı olmadıklarının görülmesi; İslâmî aile hayatının pratikte nasıl yaşanacağının örneklerle gösterilmesi gibi pratik faydaların yanında eserinin bu mübarek ve mualla şahsiyetlere bir vefa borcu olduğunu da ifade ediyor.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı